Türklerde hediyeleşme geleneği olarak ifade bulan ve maddi bir kültür biçimine dönüşen bohçalar insanların birbirlerine hediye verirken kullandıkları bir tekstil ürünüdür. Değer verilen insanlara özel olarak işlenerek hazırlanan bu bohçalar, kişisel eşyaların muhafazasında da tercih edilmiştir. Özellikle tekstil malzemelerinden oluşan bu ürünlerin kire toza karışmadan sandıklarda saklanarak korunmaya
çalışıldığını biliyoruz. Göçebe kültürden doğan hareketli yaşam biçiminin pratikte ortaya çıkardığı bir takım kullanım şekilleri mevcut olmuştur. Çadır, halı ve kilimler, sandıklar gibi bohça da bu kültüre bağlı olarak ele alınabilecek bir olgudur. Bu türde bir yaşam biçimine uygun olacak ürünlerin, taşınmaya uygun farklı işlevlerde kullanım imkanları sunmaları beklenir.

Suzuki Harunobu 1725-1770 Japon Düğünü
Suzuki Harunobu -Japon Düğünü, 1725

Vaktiyle Uzakdoğu uygarlıklarıyla ortak bir kültür geçmişine sahip olan Türklerin, bohça geleneğini de eski zamanlardan beri sürdürdüğü tahmin edilebilir. Uzakdoğu uygarlıklarında kendine ifade alanı bulmuş olan bohçanın, bugün güncel yorumlarla da kullanıldığını görüyoruz. Kore kültüründe bojagi, Japon kültüründe furoshiki olarak adlandırılan bu kültür farklı bağlama detaylarıyla sürekli yenilenerek kullanılagelmiştir.

Japon tarihindeki en eski bohça Nara Devri’ne (710-794) tarihlendirilir. Bu tarihlere ait olan parçaların ele geçirilmesi bu kültürün tam olarak ne zaman, hangi coğrafyada ortaya çıktığını ifade etmede pek yeterli olamıyor. Japon kültüründe devam ettirilen bu geleneğin, bugün yalnızca tekstil ürünleriyle sınırlı kalmayıp şişe gibi farklı malzemelerle de sürdürüldüğünü görmek mümkün. Mantı olarak isimlendirdiğimiz yemeğin ortak kültürlerdeki fiziksel biçimine benzemesi de gözden kaçmaması gereken bir detay gibi gelir bana. Moğolca mantu kelimesinin kökeni bilinememekle beraber, bohça biçiminde hamur parçalarından yapıldığı ifade edilir. Çin mantou’su, Kore mandu’su, Japon gyoza’sı ve Tibet momo’su şeklinde örneklendirilebilir. Hangisinin önce gelip bir etkileşim gerçekleştirdiği merak konusu doğrusu.

Sookang Kim Bojagi
Sookang Kim Bojagi

Bohçanın Türk kültürüne yansıması ananevi tecrübeler üzerinden keşfedilebilir. Bayramlar bu hediyeleşme biçiminin fiziki olarak deneyimlenebileceği törenlerdir. Varlıklı ailelerin birer bohça hazırlayarak gerek yeni evlilere, gerek yardıma muhtaç insanlara bu bohça paketlerle yardımcı olduğu bilinir. Bugün artık düğüne eşdeğer bir olgu olarak düşünülen bohçanın maddi varlığından ziyade manevi
anlamları üzerine yoğunlaşmak gerektiğini düşünüyorum. Bu geleneğin geçmişini bilmek, onu bugün sürdürmeye çalışırken manasını kavrayarak devam ettirmeyi mümkün kılabilir. İnce düşünceli ve zarif bir hediyeleşme aracı olarak kullanılabilecek olan bohça kültürümüz, insanların yalnızlaştığı bu günlerde, yakınlarımızı anımsamayı, onlara el emeği hediyeler hazırlamayı ve toplumsal birlikteliği mümkün kılacak anlar üretebilmeyi özendirebilir.

Osmanlılar Ziyafette - 1584, Nusretname
Osmanlılar Ziyafette – 1584, Nusretname

Bayramlar haricinde bohçanın kendine kullanım alanı bulduğu asıl tören düğün törenleridir. Evliliğe doğru yol alan gençlerin ailelerinin karşılıklı hediyeleşmeler -özellikle takı gibi değerli eşyaların iletilmesiyle- gerçekleştirdiğini biliyoruz. Evlenen kişilerin yakınlarına ayrı ayrı bohçalar hazırlanır ve bunlar ziyaret günlerinde takdim edilir. Hediyelerin verilmesinden sonra, hediyelerin açılma törenleri de herkesin görebileceği şekilde gerçekleştirilir. Günümüzde bu gelenekler, damat ve gelin bohçası olarak süregeliyor. Çeyiz kültürünün ifadesi olmuş olan bohçalar aslında vaktiyle genç kızların ev içinde geçirdikleri eğitim sürecinin bir parçası olarak ele alınan, genç kızların kendi bohçalarını kendi el emekleriyle tasarlayarak ortaya çıkardıkları bir üretimin sonucudur. Bugün anlamı daha farklı şekilde yorumlanabilecek olan çeyiz kültürünün aslında temel olarak özünde yatan farklı değerler mevcuttur. Osmanlı döneminde ev içinde de eğitim alan genç kızlar, geleneksel el nakışlarıyla işledikleri ürünleri bazen satıp para kazanıyor, bazen de bahsettiğim gibi kendi çeyizlerini zamana yayarak üretmiş oluyorlardı. Genç kızların el nakışı üretiminin teşvik edilmesiyle özellikle geçinme desteğine ihtiyacı olan kişiler için bir gelir kapısı aralanıyordu. Çeyiz denilen olgunun evlenecek kız tarafından birebir üretiliyor olması elbette ki hazır bir ürünün satın alınmasından farklı bir durumu ortaya çıkarır. Ananevi bir miras olarak aile büyüklerinden genç kızlara doğru giden doğrusal bir çizgide tarih içinde akarak kendilerine yer bulur bu ürünler. Tüketime dayanan bir öze değil, değerlere dayanan bir dünyaya aittir. Hatıralar barındırır, el emeğini anımsatır ve insana değer vermeyi önceler.

Eski Bohça Örtüsü
Eski Bohça Örtüsü

Çeyizlerin hediye edilme sürecinde ortaya çıkan bir diğer adım sergilenme aşamasıdır. Gelinin kendi evi için biriktirdiği eşyaların sergilenmesi bana hep ilginç gelirdi. Anlamını çözemediğim bu töreni araştırdıkça farklı bir durum ortaya çıkmaya başladı. Aslında çeyizin geçmişteki haliyle sergilenme sürecini, bir proje sunumu olarak düşünmek mümkün gibi geliyor. Küçüklüğünden beri el emeğiyle yapıp ettiklerini biriktiren genç kız, evlilik evresine geçtiğinde, bütün bu el becerisini ortaya çıkan ürünleriyle ifade etmeye çalışıyor ve insanlarla paylaşıyordu. Toplum tarafından; genç kızların el nakışı üretimlerinin, o zamanın anlayışına göre, teşvik ve onure edilmesi adına ortaya çıkan bir süreç olduğu düşünülebilir. Bu ihtimalleri göz önünde bulundurarak bugünü düşlediğimizde, bugün süregelen çeyiz sergileme törenini kopuk bir bağlam olarak havada asılı kalmış vaziyette görebiliriz.

Eski Zamanlarda Bohça Örtüsü
Eski Zamanlarda Bohça Örtüsü

Bahsettiğim ölçütlerin günümüz çeyizlerinde yer aldığını görmek pek mümkün değil. Bohça kültürüyle birlikte sorgulanmayı gerektiren bir mevzu olarak çeyiz kültürü, bugün garip tasavvurlara bürünmüş ve maddeci tutumda ilerleyen bir kültürdür. Abartmanın normal karşılandığı ve düğün sürecinde fazla harcamanın makul görüldüğü durumlar ilerleyen senelerde farklı kutlama şekillerine bürünerek devam
eder. Medeniyet tasavvurumuzla herhangi bir bağı olmayan bu garip furyalar, düğünlerde bile güçlü bir kültürel ifadeye ihtiyaç duyduğumuzu gösterir. (Düğünler üzerinden bu minvalde bir okuma yapmak, düğünlerimizin aslında hiç de biz olmadığını irdelemek ilginç bir araştırma konusu olabilir.) Bunun yanında, bugün değişen yaşam biçimlerimiz üzerinden çeyiz-bohça geleneklerini değişime açık hale getirmek, sorgulamadan yapıla gelen alışkanlıkları sorgulayarak güncellemek gerekiyor diye düşünüyorum. Kültür; bilindikçe ve uygulandıkça zenginleşerek süregelir. Kültürün ağlarını görebildiğimiz bütün alanlarda ortak medeniyet anlayışına uygun çözümler getirmek bu yüzden önemlidir. Buradaki amaç çeyiz geleneğini sürdürmekten ziyade, bu kültürün anımsattığı değerleri sürdürmekle ilgilidir. Manayı kavramadan fiziki arayışa tenezzül etmemeli.

Tekstil zenginliğimizin pek değinilmeyen ve bilinmeyen pek çok detayı söz konusu. Bohçadan, çeyizden bahsedip, bohçanın üreticisi kadınların emeğinden bahsetmemek pek makul değil bana göre. Kadınların maddi kültür alanında yer bulan el sanatları birikiminin bugün yeteri kadar ifade edilmediğini düşünüyorum. Böylesi detaylı, renkli bir dünyanın kadınlar eliyle bugüne dek gelişerek ilerlemiş olması, üzerinde yeterince düşünülen bir konu değildir ne yazık ki. Türk kadınlarının dokuyarak göç ederken kendileriyle birlikte taşıdıkları bu maddi varlıklar, bugün ülkemizin tekstil zenginliğinin özünü oluşturur. Gündelik hayatta yaşadıkları olayları, kurdukları hayalleri ve yaşadıkları zorlukları ilmek ilmek işledikleri için, bu antika parçaları gördüğünüzde onların ruhunu görür gibi olursunuz. Şahitlik ettiklerini
hissetmeniz mümkün olur. Kadınların ruhunu ifade etmede dokuma sanatında olduğu gibi büyük bir paya sahip olan işlemecilik, kadınların renkli dünyasının bir yansımasıdır. Diğer sanat alanlarında olduğu gibi işlemecilik, bir malzemeyi işleyen ustanın-sanatçının eserine ruhunu katarak ortaya çıkardığı öznel bir ifade biçimidir. Tarihsel bir ilerleyiş içerisinde yol alan bu birikim, bugünkü ihtiyaçlara göre sürekli şekillenmeyi gerektirir.

Gelin Minyatürü 1645-48
Gelin Minyatürü 1645-48

Kadınlar, yüzyıllar boyunca bu geleneğe sahip çıkıp onu ilerletmişler. Birbirinden farklı teknikler keşfetmiş, yeni desen denemeleri yapmış ve zanaat kültürümüze destek olmuşlardır. Bu tasarımsal süreçler zamanla ilerlemiş, Osmanlı döneminde farklı etnik kültürlerin de bu hazineye dahil olmasıyla çok daha farklı bir zenginliğe erişmiştir. Böylesi bir kültürel birikimi, el işi diye hafife indirgemeden, iade-i itibarını gerçekleştirmek, bu toprakların kadınlarına verilecek büyük bir teşekkür olacaktır hiç şüphesiz. Sahip çıktıkça, gurur duydukça gerilemek yerine ilerleyecektir eminim ki.