Birçok resminde insanın içini ısıtacak kadar sakinleştirici tarzı olan Vallotton’a “huzursuzluğun ressamı” diyebilir miyiz?

Felix Vallotton, 1885, “Self-portrait at the Age of Twenty”
Felix Vallotton, 1885, “Self-portrait at the Age of Twenty”

New York Metropolitan Sanat Müzesi’nde gösterime giren bir sergide kuratörler sergiye ‘Felix Vallotton: Huzursuzluğun Ressamı’ adını verdi. Serginin adının Huzursuz Ressam olmasının nedeni ise Felix Valootton’un 20 yaşında yaptığı kendi portresidir. Portrede bakışlarının insanı delicesine huzursuz etmesi belki de her şeyi açıklıyordur. Portreye 10 saniye bakınca, ne demek istediğini daha net anlayabiliyoruz.

Felix Edouard Vallotton Kimdir?

1865 yılında İsviçre’nin Lozan kentinde doğan ve mütevazi, Protestan bir evde büyüyen Vallotton, 16 yaşında genç ve meraklı bir sanatçı olarak Paris’e taşındı. Ve böylelikle çağdaş sanat dünyasının kalbine yerleşmiş oldu. Lozan, İsviçre’nin Fransızca konuşulan bir şehri olduğundan dil problemi yaşamadı.

Hayatının geri kalanında Fransa’da kalan Vallotton, 1900 yılında Fransa vatandaşı oldu. Paris’te özel bir resim akademisi olan Akademi Julian’da okudu. Louvre’daki ustaların resimlerinden etkilendi. Resmin yanı sıra Vallotton, gravürde de ustaydı, tahta üzerinde yaptığı oymalar, dergilerde yayımlandı ve oldukça beğeni topladı.

1890’larda, burjuvazinin hayatlarıyla alay eden ve şehirdeki kaotik günlük yaşamı hiciv eden esprili illüstrasyonları ile ün kazandı. İzlenimcilerden ve sembolistlerden etkilendi. Ama en çok Nabiler grubunda yaptığı çalışmalarla anılır.

Felix Vallotton, La raison probante (The Cogent Reason)
Felix Vallotton, La raison probante (The Cogent Reason)

Les Nabis…

1892’de “Les Nabis” olarak bilinen Nabiler grubuna katıldı. Bu grup; Pierre Bonnard, Ker-Xavier Roussel, Maurice Denis ve Édouard Vuillard’ın da aralarında bulunduğu Akademi Julian’dan genç sanatçılardan oluşan yarı gizli, yarı mistik bir grup.

Ker-Xavier Roussel, Édouard Vuillard, Romain Coolus, and Félix Vallotton in 1899
Ker-Xavier Roussel, Édouard Vuillard, Romain Coolus, and Félix Vallotton in 1899

Grup üyleri bazı ortak fikirleri ve hedefleri paylaşırken, stilleri oldukça farklı ve kişiseldi ve ışığı, gölgeleri ve anlık haraketleri tasvir eden çalışmalarla ünlüydü.

1898’de ünlü Bernheim-Jeune Galerisi’nin sahiplerinin kız kardeşi olan zengin dul Gabrielle Rodrigues-Henriques ile olan evliliği, onu daha önce alay ettiği sosyal sınıfa tam ortasına bırakmış oldu. Bu galeri sayesinde Vallotton daha rahat ve para sorunu olmaksızın çalışabildi. İlk bakışta evlilik çıkar evliliği olarak görülse de Vallotton, ilginç bir şekilde 1.Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ile Fransa ordusuna katılmak istedi, neredeyse 50 yaşında olduğu için orduya kabul edilmedi. Ama bu Vallotton’un kendini gerçek bir Fransız gibi hissettiğinin en büyük göstergesi diyebiliriz. Huzursuz ressamımız 1925 yılında 60 yaşındayken, kanser sebebiyle hayatını kaybetti.

Felix Vallotton Eserleri

İlk bakışta net anlaşılmasa da aslında Vallotton’un çoğu çalışması tuhaf sorular sorduran, huzursuz veya merak ettiren unsurlar içeriyor.

Ayrıca, Vallotton’un eserlerinde kadın vucüduna da özel bir ilgisi vardı, diyebiliriz. Birçok resminde çıplak kadınları, özellikle arkadan tasvir etti.

The Ball (Le Ballon), 1899 - Felix Vallotton
The Ball (Le Ballon), 1899 – Felix Vallotton

İngilizce “The Ball” yani Top resmi, ressamın en sevdiğim resimlerinden biridir. Bu resim, Nabi grubu etkisiyle yaptığı, teknik açıdan tartışmalar da yaratan, en ünlü resimlerinden biri.

Road at St Paul (Var), 1922 - Felix Vallotton
Road at St Paul (Var), 1922 – Felix Vallotton
Waiting (L'Attente), 1899, Felix Vallotton
Waiting (L’Attente), 1899, Felix Vallotton
Sandbanks on the Loire (Des Sables au bord de la Loire), 1923
Sandbanks on the Loire (Des Sables au bord de la Loire), 1923, Felix Vallotton
Bathing on a Summer Evening (Le Bain au soir d’été), 1892-93
Bathing on a Summer Evening (Le Bain au soir d’été), 1892-93, Felix Vallotton

Son olarak belirtmek isterim ki fırtınalı bir çağ olan 1. Dünya Savaşı’na kadar olan dönem sanatçının sanatına yön verse de kendi vizyonu ve tarzını korumayı başardı. O sadece bir ressam ve matbaacıdan daha fazlasıydı…