“İstersen bir ayna al eline, dört bir yana tut. Bir anda yaptın gittin güneşi, yıldızları, dünyayı, kendini, evin bütün eşyasını, bitkileri, bütün canlı varlıkları.”

 

İnsan yaşamını görünüş dünyasından gerçeklik dünyasına yapılan manevi bir yolculuk olarak gören Platon, bu yolculukta sanatı nasıl konumlandıracağımızı ortaya koymaya çalışmıştır. Bu çabası, sanatın gücünün farkında olmasıyla da ilgilidir. Sanat, kişileri ve toplumları değiştirip dönüştürebilir, onlara geçmişlerini hatırlatıp gelecekle ilgili hedeflerini belirletebilir. Sanat, tarih boyunca toplumların yönlendirilmesinde ve etki altında bırakılmasında çok fazla kullanılmıştır. Platon’un, sanatı önemsiz ve gereksiz gördüğü düşüncesi mantık dışı gözüküyor, çünkü öyle olsaydı onunla bunca kavgasına anlam vermekte zorlanırdık.

Dönemin genel-geçer sanat anlayışını ve kullanılan kavramlarını önümüze serdiğimizde ve bizim bildiğimiz anlamda bir güzel sanatlar anlayışı olmadığını görüyoruz ki Yunancada buna ayrılan bir terim dahi yok. Techne sözcüğü sanat zanaat ve ustalık gibi anlamların ve faaliyetlerin tümünü karşılıyor. Birçok sanat tarihçisi eski Yunanlıların ve Romalıların güzel sanatlar diye bir kategorilerinin olmadığını gösteren kanıtlar olduğunu düşünüyor. “Eric Haverlock, Platon’da bir güzel sanat kuramı bulmaya çalışan bilginlerin argümanlarını değerlendirdikten sonra, bu bilginlerin ‘bizim kullandığımız halleriyle ne sanat ne sanatçı kelimesinin eski ya da yüksek-klasik Yunancaya tercüme edilemeyeceği gerçeğine rağmen’ akıntıya kürek çekercesine böyle bir arayışa girdikleri sonucuna varıyordu.” O dönemdeki sanat düşüncesi, dini ve siyasi kurumlarla iç içe, daha kapsamlı ve her alanda işlevseldi. Sanatın, zanaattan keskin biçimde ayrılması ve bizatihi “güzel sanatlar” olarak kendine yer bulması 18. yüzyılın sonuna doğru olmuştur. Kendini işlevsel bağlamdan yalıttığı, bir “yaratım” olarak ortaya konduğu ve “estetik” adıyla anılır olmaya başladığı bu değişim dönemini M. H. Abrams sanatta yaşanan “Kopernik Devrimi” olarak değerlendirmiştir. “19. Yüzyılın başlarına gelindiğinde, güzel sanatlara, yüce hakikati ortaya çıkarma ya da ruhu iyileştirmeye dair aşkın bir tinsel görev verilmesiyle, sanatlardaki eski işlev düşüncesi de bölündü. O güne kadar, tarafsız bir derin düşünme fikri öncelikli olarak Tanrı’ya hasredilmişti. Hâlbuki artık sanat, kültürlü seçkinlerin birçoğu için yeni bir tinsel yatırım alanı haline gelmek üzereydi.

Platon sanatla ilgili düşüncelerinin büyük kısmını etik ve siyaset felsefesine içkin olarak açıklamıştır. Nitekim onun için sanat, bu diğer alanlara (etik, teoloji vb.) uygunluğu ve hizmeti ölçüsünde var olmalıdır. Aydınlanma sonrası yenilenen felsefi kodlarımıza -ve tabii sofistlere- yabancı gelebiliyor fakat Platon için her şeyin ölçüsü insan değil Tanrı olmalıdır. Çoklukta birliği aramak insan aklının karakteristik özelliğidir(Phaidros 249b). Fakat tanrıların sanat uğruna olduklarından farklı tasvir edilmesi ve uydurmaların gerçekçi anlatımı bizi doğru ölçüden uzaklaştırır. Hesiodos ve Homeros’un yaptığı da budur ve Platon, Devlet’in ikinci kitabında geçtiği gibi Hera’nın oğlu tarafından zincire vurulduğunu, Hephaistos’un anasını dayaktan korumak isterken babasının eliyle gökten fırlatılmasını, Homeros’un Tanrılar savaşı diye anlattıklarını şehrinde söyletmek istemez. Tanrı, sözde de şarkıda da aslında nasılsa öyle anlatılmalıdır (379a). Ve Tanrı özünde iyiyse iyi olanı yapar yani kötü olan Tanrı’dan gelen değildir. Kötülük olarak kabul edilen şeylerin Tanrı’dan geldiği kabul edilemez, o yalnızca iyinin sebebidir. Öyleyse bunun aksini anlatan kimseyi Homeros dahi olsa dinlememelidir. Platon’un genel diyaloglarına bakıldığında aslında güçlü bir ilahi bağlam olduğu görülebilir. Hatta ilgili bazı felsefeciler düşünülenin aksine Platon teolojisinin politeist değil monoteist bir yapıda olduğunu ileri sürerler. Bu tespit hiç de temelsiz sayılmaz, buna kanıt oluşturabilecek ifade biçimlerini çeşitli diyaloglarda yakalanabilir. Örneğin Platon tanrıları çoğul olarak kullanırken; onları bir değerle ilişkilendirecekse tekil olarak bahsettiği görülür. Aynı şekilde Euthyphron diyaloğunda Sokrates’in din ve dindarlık hakkındaki düşünceleri üzerinden dönemin mimetik dini inanışını ve politeist Tanrı anlayışını sorgulattığı görülebilir. Nitekim toplum, tanrılarını bu masallardan tanır ve gerçekliklerine inanarak yaşamlarını buna göre düzenler. Şairlerin, Platon’un teolojik anlayışına uymayan masallar anlattıkları gibi toplumun da bunlara bağlılığı, anlaşılan Platon’un canını çok sıkmıştır ki kadim Grek kültürü de bu masalların ve özellikle bu iki ismin üzerine kuruludur: Homeros ve Hesiodos. Buradan Platon’un mimetik sanatı eleştirdiği gibi taklit pratiğini ve mimetik bir teoloji anlayışına da eleştiri getirdiği sonucunu çıkartılabilir.

Platon’un hocası Sokrates, tüm kötülüklerin kaynağının bilgisizlikten geldiğini söyler. Sanatçının taklit faaliyeti de gerçek varlık hakkındaki bilgisizliğinden kaynaklanır. Eğer sanatçı mutlak güzeli bilseydi görünüş dünyasındaki farklı farklı güzellikleri kendisine obje olarak almazdı. Hakiki bilgiye (episteme) sahip olmadığından kopya olan fenomenlere yöneliyor ve gerçeklikten, idea’lar dünyasından iki kat uzaklaşmış oluyor. Bu bilgisizliğinin nedeni de varlık ve yokluk arasındaki sanı yani doxa ile ilgilenmesindendir. Doxa bir nevi kesret âlemidir ve mutlak güzelin farklı farklı kopyalarını içinde barındırır. Eğer sanatçı bu güzelliklerin üstünde bir öz-güzellik olduğunun bilincinde olabilseydi bu mimetik faaliyete muhtemelen son verirdi.  “Demek ki, bir sürü güzel şeylere bakıp da yalın güzelliği görmeyen, onu görenin ardından gidemeyen, bir sürü doğru şeylere bakıp doğruluğun kendisini göremeyenlerin her şey üstüne sanıları(doxa) vardır diyeceğiz; ama sanıların arkasındaki gerçeği görmezler.” Duyulur dünyanın ötesine ancak akıl yoluyla geçilebilir fakat sanatın ilgilendiği yeti duygular ve heyecanlardır yani bizim “taşkın yanımız”dır. Epistemeye bu şekilde ulaşamayız ve sanılar aleminde takılıp kalırız. Sanatı sevenler de bu sanılar alemiyle olan münasebetinden dolayı sanı dostu olabilir. “Hatırlarsan bu sonuncuların (sanıya bağlananların) güzel sesler dinlemekten, güzel renklere, biçimlere bakmaktan hoşlandıklarını, ama öz güzelliğe gerçek bir varlık olarak bakmaya yanaşmadıklarını söylemiştik… Onlara bilgi dostları değil, sanı dostları denir.”

Platon’un masallara yönelik tavrı ilk bakışta -rasyonalist bir filozof olmasının da verdiği algıyla birlikte -bizi, Platon’un mitostan kurtulup logosa tekâmül edilmesi gerektiği düşüncesini kabul etmeye itebilir. Nitekim felsefenin, mitos’tan logos’a geçişle başladığı iddiası bu kabulü kolaylaştırmaktadır. Fakat Platon mitosu ortadan kaldırmak yerine onu diyaloglarının birçok yerinde kullanır. Kullandığı mitosların bir kısmı tarihsel olmasına karşın bir kısmı da kendi ürettiği “Platonik mitoslar”dır. Bu ilk bakışta çelişkili görülebilir fakat Platon, masallar arasında iyiye hizmet edenlerin kabul edilip kötülerin yasak edilmesi gerektiği düşüncesinin yanında, mitos’un logos yerine kullanımına karşı çıkar. Mitos kendi yerinde kalmalı, logos esas alınmalıdır. Bu düşünce aydınlanma sonrası rasyonalite tartışmalarının temelini oluşturmuş olmalıdır.

Değinmek istediğim diğer bir konu da otorite mevzusudur. Platon, devletinde halktan bir çocukmuş gibi bahseder. Halk, sanatçıyı otorite yerine koyar ve ona inanır. Platon, onların iyi masal kötü masal ayrımına varamayacaklarını ve tıpkı ebeveynler gibi bu işlevi onlar yerine devlet kurucularının yapması gerektiğini söyler. Bu, siyaset felsefesi bağlamında da bize önemli ipuçları verir. Otoriter rejim, sansürü meşru kılar ve dinsel imgelerle sorumsuzca oynayan, kötülüğü yansıtarak insanları kötü duygulara teslim eden, sakinlik yerine aşırılığa özendiren bir olguyu kabul etmez. “Şairler ve de çocuk öyküleri yazarları, dine saygı göstermemize, iyi insanlara hayranlık duymamıza ve suç işlemenin yarar sağlamayacağını görmemize yardımcı olmalıdır. Müzik ve tiyatro taşkın, denetimsiz heyecanlara değil, Stoacıların savunduğu dinginliğe özendirilmelidir.” Sanat, toplumu kaosa değil düzene götürmelidir. Bu yüzden düzeni bozan her türlü olgu devletin dışında kalmalıdır. Platon’un devleti akla dayanır, yönetici güç akıldır. Duyguları merkeze alan ve doxa ile uğraşan sanat, devlet için gereksiz, işe yaramaz ve düzen bozucu bir roldedir. “Sevgili Homeros, değer bakımından gerçekten üç derece uzak kalmadıysan, bizim benzetmeci dediğimiz sadece görüntülerde kalmış işçilerden değilsen, ikinci dereceye kadar olsun yükselmişken, kendi işlerinde olsun, devlet işlerinde olsun, insanları hangi kurumların daha iyi yapacağını kestirebilmişsen, söylesene bize: Hangi devlet, düzeninde yaptığı değişikliği sana borçludur? Hangi devlet seni iyi bir kanun adamı sayar ve bir fayda görmüştür senden? Böyle bir devlet gösterebilir misin Homeros?”

Tarih boyunca sanatla ilgili ortaya konan binlerce tanımdan ilki denebilecek “mimesis” kavramıyla hem tanımını hem de kayıt altına alınmış, sanata ilk itirazı ortaya koyan Platon; sanatın şimdi geldiği noktadaki tanımlanamaz kabulünü, sanat tarihçilerinin kayıtlarına göre son yüz yıl içinde yayınlanan beş yüzün üzerindeki sanat manifestosunu, estetik rölativizmin “sanat ona bakan gözdedir” anlayışını, ticarethaneye dönüşmüş modern sanat galerilerini ve oralarda özgünlük kisvesi altında güzellikten yoksun, anlamsız, itici eserlerin modern sanatın en iyileri olarak gösterildiğini görse ne diyebilirdi? Allahualem.

“Kavrayabildiğimiz hakikat dingin, kapsam açısından dardır. Ve yalnızca, doğrudan kavrayışın yaşandığı gerçek anda bulunabilir. Mimetik sanatın ve yazının dolaylılığı, belki dilin ve gidimli düşüncenin kendisi bizi bu kavrayıştan her zaman uzaklaştırma eğilimindedir. Kurtulmak isteyenler yazmak ya da tiyatroya gitmek yerine, yıldızlara bakmalı ve felsefe tartışmaları yapmalıdır.”

 

KAYNAKÇA

MURDOCH, Iris, Ateş ve Güneş: Platon Sanatçıları Neden Dışladı, Sanat ve Kuram Dizisi, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2008

PLATON, Sokrates’in Savunması, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, 2012

PLATON, Devlet, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, 2012

TUNALI, İsmail, Grek Estetik’i, Büyük Fikir Kitapları Dizisi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2012

AYVAZOĞLU, Beşir, İslam Estetiği, Alternatif Üniversite Dizisi, Ağaç Yay., İstanbul, 1992