La La Land… Dünyada büyük bir yankı uyandırıp, Oscar’ları toplamasına rağmen ülkemizde değerini tam anlamıyla görememiş olan film. Öyle ki hakkında fikrini sorduğum pek çok kişi ismini bile bilmiyordu. Ayrıca sinemayla ilgilenenlerin dahi filmle pek bağlantı kuramadığını gördüm. Elbette bu beni çok şaşırttı çünkü defalarca izlediğim bu şaheserin mükemmel olduğuna gönülden inanıyordum.

La La Land Filminin Konusu

Filmimiz temel olarak oyuncu olmak isterken bir kafede çalışan Mia (Emma Stone) ve jazz hayranı, bu müzik türünü kurtarmak için kendi jazz kulübünü açmak isteyen Sebastian’ın (Ryan Gosling) aşk hikayesini anlatıyor. Aralarındaki inişler ve çıkışlar, hayatın getirileri, peri masalının gerçek hayatla harmanlanması müzikal bir şekilde ele alınıyor.

Yeni Açılar

Filmde kullanılan alışılmadık açılar sayesinde kameramanların ne denli profesyonel olduğu hemen anlaşılıyor. Perspektifler sıradan şeyleri sihirli kılmış. Her sözün, her işaretin, her ayrıntının bir anlamı var ve hepsi tek seferde fark edilmiyor. Ne zaman izlesem ilk defa izlemiş gibi oluyorum bu yüzden. Mia ve Sebastian’ın önünde yürüdüğü duvardaki resimler, arka planda kavga eden oyuncular, koreografiler… Her sahne bir şaheser sanki!

La La Land ve Müzik

La La Land ve Müzik

Whiplash’le ismini duyurmuş olan Justin Hurwitz bu filmle tahtına oturmuş olsa gerek. Zira tüm besteleri benzersiz dizilmiş notalardan oluşuyor. Filmin en etkileyici yanı da onlar zaten. Ryan Gosling’in kırık Emma Stone’un saf ses tonuyla öyle tatlı bir uyum görüyoruz ki karşımızda!

Vintage Hava

Mia’nın tatlı elbiseleri ve Sebastian’ın büyükbaba ifadeleri zaten bizi biraz eski zamanlara götürüyordu. Fakat asıl vintage havayı yönetmenin ilham aldığı Singin In The Rain, An American in Paris ve The Band Wagon’dan serpilmiş peri tozlarında buluyoruz. Sanki tüm eski Hollywood önümüze serilmiş…

Peki Neden Anlaşılmadı?

La La Land Neden Anlaşılmadı

Farklı olan tehlikelidir. Yeni bir anlayış getirme, bambaşka bir sayfa açma potansiyeline sahiptir çünkü. Yıllardır sinemalarda aynı şakaların yapıldığı klişe komedi filmleri izliyoruz. Her sanat dalında monotonluğa sahibiz ne yazık ki. Hem geçmişin hem peri masalının hem de gerçeğin tadını aldığımız La La Land’i anlamamız için tamamen objektif bir bakış açısına sahip olmamız gerekir. Müzikale olan ön yargı, modern sanatın getirilerine olan hoşnutsuzluk ve geçmişe karşı duyulan sıkıntılı ruh hali bu güzel filmin değerini almasına engel oluyor. Belki ne Emma Stone’un ne Ryan Gosling’in ne de Justin Hurwitz’in bize ihtiyacı olmayabilir. Fakat bizim, yeni bakış açıları kazanabilmek ve bu gri gerçeklikten kaçabilmek için La La Land’e ihtiyacımız var.

O halde filmden bir soundtrack ile yazıyı sonlandıralım: