19. yüzyıl, Marie Antoinette öleli yıllar olmuş, Victor Hugo “Notre Dame’ın Kamburu” başlığını özenle yazıyor bir kağıda. Jane Austen, Tom Lefroy’un ardından bir cümle daha karalıyor. Serengeti’de sabah koşusuna çıkmış bir aslanın yüz yıl sonrasına dair hiçbir şey yok kafasında. Bir Afrikalı çocuk yere çömelip ağlıyor, babasını götürmüşler meğer. Elbisesi çok kabarık olduğundan, kapıdan geçemiyor İngiliz kadın. Padişah sıkıntıyla başını kaşıyor, Beethoven piyanonun başına oturuyor.

 

Müzikte Romantik Dönem’in Ortaya Çıkışı

1800’lerin başlarındayız… Gotik, Barok, Klasik gibi iddialı isimlere sahip dönemlerin ardından; bir resimdeki baygın bakışlı, beyaz tenli, nazlı kızı hatırlatan Romantik Dönem çıkıyor ortaya. Tabii ki bu bir iki günde olan bir şey değil. Upuzun bir geçiş süreci var ardında.  Beethoven’ın alışılmadık, yenilikçi fikirleri de öncü oluyor elbette. Klasik Dönem’in kurallarından uzak, kalıplara sığmayan, orijinal bir müzik anlayışı!

 

Romantik Dönem Besteleri ve Bestecileri

Beethoven-Joseph Karl Stieler
Beethoven-Joseph Karl Stieler

Bu yazıyı yazmadan önce birkaç kitabımı karıştırdıktan sonra Romantik Dönem sanatçılarıyla alakalı bir fikrim oluşmuştu. Zaten çoğu, az biraz klasik müzikle ilgileniyorsanız hemen tanıyabileceğiniz kişiler. Evet bu dönemde benzersiz notalar kullanılmaktan yana olunduğunu biliyordum fakat yine de her besteciden birkaç parça dinleyip aralarındaki benzerliği bulmak istedim.

Benzerlik yoktu.

Tabii ki teknikleri ve enstrümanları profesyonelce incelediğimizde farklı sonuçlara varabiliriz. Fakat hissiyat açısından, hepsi ayrı evrenlerde yazılmış gibiydi! Evli olan Clara ve Robert Schumann’ın eserleri dahi hemen fark edilebilecek bir ortaklık göstermiyordu!

Niccolò Paganini
Niccolò Paganini

Bu dönemin bestecilerine çok fazla örnek gösterilebilir: Paganini, Schubert, Mendelssohn, Chopin, Schumann, Brahms, Liszt, Tchaikovsky… Bunlar en tanınmış olanları elbette. Aralarda atlanılan onlarca değerli müzisyen vardır eminim!

Fakat bu dâhilerin her biri apayrı tatlara sahipti. Brahms ninnisiyle bizi uyutup alnımıza bir buse kondururken, Schumann eserleriyle var olduğunu bilmediğimiz hislerimizi ortaya çıkartıyordu. Hepsi kendi krallıklarında taç takıyordu.

Romantik Dönem’de Piyano

Haremde Beethoven – Abdülmecid

Fakat hiç şüphesiz Romantik Dönem’in kral koltuğunda oturan enstrüman piyanoydu. Artık müzik sadece konserlerde duyabileceğiniz bir lüks değildi. Pek çok evde bulunan piyano, gelen misafirlere övgüyle gösterilir ve ev halkından çalmaları istenirdi. Notaların ulaşılmazlığı ortadan kalkınca, müzik her insanın hayatına dokunmaya başlamıştı böylece…

En ünlü piyanistlere Chopin ve Liszt’i örnek gösterebiliriz sanırım. İkisinin zıtlığı aynı dönemde çaldıklarını adeta yalanlamak istiyor. Naif Chopin ruhunuzu okşarken Liszt sizi derin bir depresyona sürükleyebilir…

 

Romantik Dönem’de Değişiklikler

Klasik Dönem’in kuralcılığının reddedilmesi, bestecilerin omuzlarından büyük bir yük kaldırmış olsa gerek. Zira enstrüman teknikleri değişiyordu. Ayrıca yepyeni formlar ekleniyordu müziğe. Pek çok 20. Yüzyıl sanatçısını etkileyecek yenilikler baş gösteriyordu.  Kim ne hissediyorsa onu besteliyor, ne kadar isterse o kadar uzatıyordu parçalarını. Ülkelerdeki siyasetin baskısına karşın, bu özgür müzik anlayışı pek çok insanın kaçtığı sığınaktı.

Franz Schubert

Romantik Dönem Sona Eriyor

1900’lerin başlarındayız. Kalıplara tepki olarak doğan Romantik Dönem kendi kalıplarına bürünmeye başlayınca, yeni bir başkaldırının ortaya çıkması sürpriz olmayacaktı dünya için. Sömürgenin, açlığın ve savaşların gri rengi sokaklara yayılırken, genç bir devrimci çocuk kapıyı çaldı. Tişörtünde ‘Jazz’ yazıyordu ve kendini ‘Modern Müzik’ diye tanıttı büyüklerine.