1974 yılında, umut dolu genç bir sanatçı, “Rhythm 0” isimli performansını sergilemek için Napoli’de bir galerideydi. Kendisine düşen görev altı saat boyunca hareketsiz durmaktı. Seyirciler içinse yetmiş iki obje hazırlamıştı. Bunların arasında gül, şarap, üzüm, makas, jilet ve silah da vardı.

İnsanlar başta çekingendi. Abramovic’e güller veriyorlar veya nazik davranışlarda bulunuyorlardı. Fakat sonra, bu kadının gerçekten yerinden oynamadığını fark edince, vahşi parmakları keskin aletlere yöneldi. Birkaç saat içinde umut dolu sanatçı kan revan içindeydi. Her tarafı jilet izleriyle kaplıydı ve ağza alınmayacak iğrençliklere maruz kalmıştı. Yine de dolu gözlerinin isyanına rağmen kıpırdamadı.

Saatler geçerken, özel hayatlarında doktor, avukat, anne, baba, öğretmen diye tanımlanan bu vahşi canlılar durmak bilmiyordu. Aralarından biri eline silahı aldı ve sanatçının boynunun altına yerleştirdi. Galeri sahibi silaha el koymasaydı, işin sonunun nereye varacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Rhythm-0_marina-abramovic

Altıncı saatin sonunda performans bitti. Sanatçı kıpırdayınca, insanlar çığlık atarak kaçıştılar.

“Gösteriden sonra otel odasına gidip aynaya baktığımda saçımda belirli bir bölümün beyazlaşmış olduğunu fark ettim.”

 

diyor Marina Abramovic. BodyArt’ın en önemli temsilcisi.

İnternetin derin okyanusunda gezinirken bir haberle karşılaştım. Yıllardır performanslarını izlemek için can attığım Marina Abramovic 31 Ocak’ta İstanbul’da, Sakıp Sabancı Müzesi’nde bir sergi açıyormuş. Olur da yolunuz oraya düşerse diye, bu alışılmadık sanatçıyı biraz tanıtma gereği duydum.

 

Marina Abramovic Kimdir?

Marina_Abramović

Marina Abramovic 30 Kasım 1946’da Belgrad’da doğdu. Disiplinli geçen çocukluğunun ardından sanat eğitimi aldı ve çeşitli performanslar sergiledi. Joseph Beuys’la tanıştıktan ve onun desteğini, tavsiyelerini aldıktan sonra yavaş yavaş dünyaya açıldı. İsmi ve yaptıkları minik karıncaların sırtında ülkeden ülkeye geziyordu. Dinç zihniyle korkuya meydan okuyan performanslar sergiliyor, bir bıçak kesiği yüzünden ağlayan insanlara kendi dayanıklılığını gösteriyordu. Ta ki her duvarı yıkan, kalbini sarsan o hisle tanışana kadar… Onun sözlüğünde aşkın tanımı Ulay’dı.

Kendisi gibi 30 Kasım’da doğmuş olan Ulay’la hem kalbini hem de sanatını birleştirdi. İkisi sadece birbirlerini görürken, dünyanın bakışları da onlara çevriliyordu. En çok konuşulan, en çok tartışılan performanslar bir bir sergilendi. Marina’yı kimse anlamazken her şey daha kolaydı belki de. Ulay ortaya çıkınca dünya neye uğradığını şaşırmıştı çünkü!

marina-ve-ulay

Bu inanılmaz, alışılmadık ilişkiyi kökünden sarsan olay, klişeydi. Başka bir kadın vardı artık…

Marina ve Ulay ayrılmaya karar verdiler. Fakat bunu onlara yakışacak şekilde yaptılar… Çin Seddi’nin iki ucundan birbirlerine doğru 90 gün boyunca yürüdüler. Ortak noktada son kez görüştükten sonra rüzgâr onları ayrı yerlere sürükledi.

Marina New York’a yerleştikten sonra dünyayı sarsmaya devam ediyordu. Pek çok ülkede sergiler açtı. Bosna Savaşı ve diğer tüm savaşlar için yaptığı Balkan Baroque isimli, hayvan kemiklerindeki kanı günlerce temizleyerek sergilediği performansı hala kendisinden söz ettiriyor. Hele 2010 yılında seyircilerle beraber Nightsea Crossing’i gerçekleştirirken Ulay’la karşılaştığı o an…

marina-ve-ulay-newyork

Marina Abramovic ile alakalı pek çok şey tartışılabilir. Benim sanat anlayışıma uymayan bir sürü çalışması var. Fakat daima kendisiyle barışık kaldığı ve içindekini bize yansıtmaktan çekinmediği için tüm ününü hak ettiğine inanıyorum. Farklı perspektiflerin bazen kafamızı karıştırdığı doğru. Fakat birinin “Dünya yuvarlaktır.” demesine ihtiyacımız var değil mi?