Servet-i Fünûn Dergisi, 1891-1944 yılları arasında II. Abdülhamid döneminde çıkartılmış, Batılılaşma etkilerinin görüldüğü bir sanat ve edebiyat dergisidir. Son zamanlarda dergiyi incelerken estetik anlamda da döneminin üstünde bir dergi olduğu tespitini yapmam zor olmadı. Keza bahsedilen konular, yapılan haberler, Cenap Şahâbettin’in feminizm –o zamanki adıyla nisâiyyûn- hareketi çevresinde yazdığı yazılar da bu düşünceme kaynaklık etti. Dergideki kadın tabloları, -ki bunlar arasında nü tablolara da rastladım- İstibdat Dönemi için fazla cüretkar olmasına rağmen sansüre uğramadan yayınlanmıştı. Bu da Servet-i Fünûn sanatçılarının sansür nedeniyle kendilerini fazlaca kısıtlamak durumunda kaldıkları tezini zedeliyor.
Derginin çeşitli sayılarındaki kadın tasviri içeren tablolardan bazılarını, sanatçılarına ve yer aldıkları yazılara göre incelemeye çalıştım. Yapılabilecek diğer çıkarsamaları sizlere bırakarak seçtiğim ilk tabloya geçiyorum:

Müntehap Levhalar: Kadın Tefekkürleri

Müntehap Levhalar Kadın Tefekkürleri
Müntehap Levhalar: Kadın Tefekkürleri

Bu tablo, Mehmet Rauf’un 1914 yılında yayınladığı Hanımlar Arasında isimli hikayesinin sonunda yer alıyor. Japonların geleneksel wasaga şemsiyesini tutan bir kadın, Japon bahçesini andıran bir yerde göldeki kuğuları izleyerek, tablounun ismine bakılırsa “tefekkür ediyor”. “Kadın Tefekkürleri” ismiyle dergide birkaç tablo daha yer alıyor.

 

Zonaro’nun [Fausto Zonaro] Tablolarından: Sazende

Zonaro’nun [Fausto Zonaro] Tablolarından: Sazende
Zonaro’nun [Fausto Zonaro] Tablolarından: Sazende
Ahmet Şuayb, Hayat ve Kitaplar isimli eleştiri metninin 17. Bölümünde Fransız eleştirmen Hippolyte Taine’in düşünce ve eserlerini inceliyor. Bu yazının sonunda yer alan tablo ise İtalyan ressam Zonaro’nun imzasını taşıyor. Zonaro, II. Abdülhamid döneminde 14 yıl saray ressamı olarak görev yapmıştır ve aşina olduğumuz pek çok Fatih tablosunun sahibidir. İstanbul’da bulunduğu sürede binden fazla eser yapmıştır. Oryantalist tutumunu izlenimci üslubuyla birleştiren Zonaro, İtalya’ya döndükten sonra da İstanbul betimleyen tablolar yapmaya devam etmiştir.

“Sazende” olarak isimlendirilen bu tabloyu, “Saz Çalan Kız” şeklindeki çevirisiyle bulabilirsiniz. Tablonun bulunduğu yazının giriş cümlesini de paylaşarak diğer tabloya geçiyorum:

İnsanın tahassüsten başka bir menba-ı vukufa malikiyeti, itikadî kuvve-i tefrik ve terkibin bir kuvve-i vukuf suretinde telakkisinden ileri gelmiştir. Halbuki kuvve-i tefrik ve terkip denilen şey tecrid kuvvetidir.

Fausto Zonaro - Odalık, Deniz Seyri
Fausto Zonaro – Odalık, Deniz Seyri

Kıraat-i Muhitat

Kıraat-i Muhitat
Kıraat-i Muhitat

531. sayının kapağında yer alan bu tablo, Servet-i Fünûn döneminde çokça gördüğümüz resimaltı şiir geleneğinin bir parçası olma niteliğini taşıyor. Şiirin altındaki “Sâhir” mahlasından bu şiirin sahibinin Celal Sâhir Erozan olduğunu anlıyoruz. Kadın ve aşk konulu şiirleriyle bilinen Celal Sâhir’in bu tabloyu seçmesine ve şiirinin ithafında “kârielerime” yani “kadın okuyucularıma” diye başlamasına şaşırmamak gerek. Bir de şu var ki kızının anlattıklarından bildiğimiz kadarıyla kendisi “Bütün hayatımı onlar verir de ben yaşarım / Kadınlar olmasa öksüz kalırdı eş’ârım” beytini kadın saçıyla hat levhası yaptırıp duvarına asmış.

Tablonun açıklamasını, şiirin kendisinde buluyoruz. Sizin için bazı kısımlarını yeni alfabeye aktardık:

Ufukta hangi ümidin hayal-i müphemi var?
Semaların, denizin gizli bir telâkîyle
garâmı besteleyen mûsıki-i lafzı
terennüm ettiği yerlerde gözlerin ne arar?

Senin o mâder-i esrâr olan büyük ruhun
Hitâb eder gibi bir âşinâyı meçhûle
Niçin nazarlarının her ketibe-i râzı
Bütün ufuklara koşmakta ibtikâ-meşhûn?

Senin hazur hayalinde rûh-u mevcûdât
Bütün belâgat hüsnüyle i’tilâ nâtık
Uzakta dalgalı bir ibtisâm-ı eflâtûn
İçinde şefkat-i âğûş-u hâb ile meshûn

 

Levha: Meşgul-i Temaşa

Levha: Meşgul-i Temaşa
Levha: Meşgul-i Temaşa

Bu tablo, Mehmed Rauf’un Tetkikat-ı Edebiye yazılarından Fransız romancı ve eleştirmen Paul Bourget ve romanlarından biri olan Un Crime d’Amour, o zamanki çevirisiyle Bir Cinayet-i Aşk romanını incelemeye aldığı yazısının arasında tüm sayfayı kaplayacak şekilde yer alıyor. Tablodaki kişilerin, romandaki karakterleri temsil ettiğini söyleyebiliriz. Tablonun sınırları da biçimi itibariyle alışkın olduğumuz çerçeve görüntüsünün dışına çıkarak kendine diğerlerinden farklı bir sınır çizmiş.

Un Crime d'amour Romanı
Un Crime d’Amour Romanı

 

Sanayi-i Nefiseden: İhya-yı Hatırat

Sanayi-i Nefiseden: İhya-yı Hatırat
Sanayi-i Nefiseden: İhya-yı Hatırat

Osmanlı modernleşmesinde önemli bir yere sahip olan Sanayi-i Nefise’den, Servet-i Fünûn romanları mekanlarını anımsatan bir tablo görüyoruz. Sanayi-i Nefise, Avrupa’dan getirilmiş birçok ressam ve mimarıyla Batı sanatı üslup ve tekniklerinin telkin edildiği modernist bir eğitim kurumuydu. Osman Hamdi Bey de uzun süre bu okulun müdürlüğünü yapmıştı. Okulun ilk binası ise İstanbul Arkeoloji Müzeleri karşısında bulunan, günümüzde Eski Şark Eserleri Müzesi ve idare kısmı olarak kullanılan yapıdır. Bu okulda pek çok eser verildi, bunların bir kısmına derginin çeşitli sayılarında rastlamak mümkün.

Sanayi-i Nefise Mektebi
Sanayi-i Nefise Mektebi

 

Sıyah-ı Nisan: Madam Luiz Abema’nın [Louise Abbéma] Bir Tablosundan

Sıyah-ı Nisan: Madam Luiz Abema’nın [Louise Abbéma] Bir Tablosundan
Sıyah-ı Nisan: Madam Luiz Abema’nın [Louise Abbéma] Bir Tablosundan
337.sayının kapak sayfasına bakıyoruz. Fransız empresyonist kadın ressam Louise Abbéma’nın 1894 yılında Paris’te yaptığı bu tabloya, yapıldıktan üç sene sonra derginin kapağında yer verilmiş. Buradan derginin, yurt dışındaki güncel sanatı da takip ettiğini ve bunları yayınlama temâyülü gösterdiğini söyleyebiliriz. Tablonun orijinal ismi “Matin d’avril”, yani Nisan Sabahı. Osmanlı Türkçesine Sıyah-ı Nisan olarak çevrilmiş fakat “sıyah” kelimesi yakarış anlamına geliyor. Belki de “y” harfi yerine “b” harfi yazılmalıydı ve tamlama “sabah-ı nisan”a dönüşmeliydi. Belki de basit bir yazım yanlışına an itibariyle şahitlik etmişizdir. Bilene sormak lazım.

 

Nurlar İçinde

Nurlar İçinde
Nurlar İçinde

Yine derginin çıktığı dönemde eser veren ve kadın figürleriyle bilinen ressam Albert von Keller’ın bu tablosu, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Hikmet-i Bedâyie Dair yazısının sekizinci bölümünün girişinde bulunuyor. İsmi ise: Nurlar İçinde.

Yazının girişinde yer alan paragrafı günümüz Türkçesine aktardık:

Bir sanat eserini ne yolda telakki edeceğimizi geçmiş makaleler bize göstermiştir. Şimdi burada bir sual hâsıl olur: Sanat nedir? Hikmet-i bedâyi, felsefenin bir şubesi olduğu yönüyle, başka esas meselelerdeki anlaşmazlıkların tesiriyle sanatın neyden ibaret olduğunu belirtme hususunda da birçok birbirine zıt fikirler ortaya konmuştur; fakat herhalde sanatın, sanat ihtiyacının insan fıtratında gizlenmiş olduğu fikrinde bütün düşünürler birleşmişlerdir.

 

Sanayi-i Nefiseden Tablo: Salome

Sanayi-i Nefiseden: Tablo Salome
Sanayi-i Nefiseden: Tablo Salome

Orta Doğulu bir prenses olan Salome, güzel dans edişiyle ve bunun karşılığında Vaftizci Yahya’nın ölümüne sebep oluşuyla bilinir. Salome, babası Kral Herod’un doğum günü şerefine düzenlettiği büyük şölende yine o kadar güzel dans eder ki babası bu gösteri karşısında Salome ne isterse yapacağını söyler. Bu durumu annesine danışan Salome, kararını açıklar: “Vaftizci Yahya’nin başının tepsi içinde simdi bana verilmesini isterim.” Aslında bu ölümde hem annesinin hem Kral Herod’un büyük payı olmasına rağmen bu karar Salome’nin ağzından çıktığından, cinayet onun üzerine yüklenmiş ve iffetsizlikle suçlanmıştır.

Salome Film Afisi, Carlos Saura
Salome Film Afişi, Carlos Saura

Bu hikâye ve figür olarak Salome; sinemada İspanyol yönetmen Carlos Saura’nın 2002 yılında yayınlanmış “Salomé” filmine, edebiyatta Oscar Wilde’ın aynı isimli tiyatro metnine, resim sanatında ise Barok sanatının ustalarından Caravaggio’nun 1907 yılında oluşturduğu “Salome with the Head of John the Baptist” isimli tablosuna ve daha birçok ressamın eserine konu olmuştur. Sanayi-i Nefise de gördüğümüz kadarıyla bu hadiseyi resmederek geleneği devam ettirmiş.

Salome with the Head of John the Baptist, Caravaggio - 1610
Salome with the Head of John the Baptist, Caravaggio – 1610

Acımasızlığıyla müsemma olan bu kadın, kendi döneminden iki bin yılından sonra yaşamış Nietzsche ve Freud’u kendisine âşık etmiş Lou Andreas-Salome’nin de adaşı olmuş oluyor. Daha sonra aşk yaşayacağı Rilke, Salome için şu sözleri sarf edecekti:

“(…) senin sınırlarına tozlu basit halde gelen güneş ışını, ruhunun parlak dalgasında bin kat berrak ve parlak oluyor. Benim berrak kaynağım, dünyayı senden görmek istiyorum, çünkü o zaman yalnızca seni, seni, seni görüyorum.”

Lou Salome
Lou Salome

Lizeta Kalimeri’nin “Salomi” isimli şarkısının sözleriyle yazımı sonlandırıyorum.

Ayın gümüşü
dar yolların çakıllarını aydınlatırken
vahşi anna
fotis olarak uyandı ve başladı
şarkısını yazmaya

Ayağa kalktı ve dans etti
ve büyüledi tüm erkekleri
o dans çemberinde
ve foti’nin kalbi
bir kağıt gibi yanacak

Eğer salome ağlarsa
affediciliğin tutkusunda
onun günahları affedilecek
fakat tacında
kan ve yakut
birbirinin içine girecek…

 

 

“Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin”