Birkaç gün öncesine kadar (Mozart’ı ve bazı meşhur parçaları çok sevsem de) ‘opera insanı’ olmadığımı düşünüyordum.

Tiz notalara çıkarak bağıran kadınlar mı? Yok sağ olun.

Opera filmlerde ve kitaplarda abartılı bir şey gibi yansıtılmıştı şimdiye kadar. Sanki zenginler zengin olmaktan sıkılmıştı ve boş beleş şeyleri yüceltip bu sıkıntılarını onlara yatırım yaparak geçiriyorlardı.  Sadece ekmek yerine pasta yiyenlerin gidebileceği, dışarıda fakirler mücadele verirken viskilerini yudumlayan insan topluluğunun ait olduğu bir yer gibiydi opera salonları.

Göbeklitepe Operası

Bir-iki ay önce Türkiye’nin sanat gündemi Göbeklitepe Epik Operası ismiyle sarsıldı. Can Atilla her zaman ilginç şeyler yapmıştır, fakat bu kadar farklı bir çalışmaya alışkın değiliz sanırım. Biletimi alırken içimi tuhaf bir duygu kaplamıştı. Ne bekleyeceğimi bilemiyordum…

Günler çabucak akıp gitti. 19 Şubat saat 20.00’da salona girip yerimi aramaya başladım. Kafam soru işaretleriyle doluydu… Bu kadar az bilinen bir dönem hakkında nasıl opera yazılabilirdi ki? Üstelik Türkçe olacaktı!

Göbeklitepe Operası Dansı

Yerim ne yazık ki sahneye oldukça uzaktaydı fakat görüş açısı mükemmeldi.

Çok geçmeden ışıklar söndü ve baş kahramanımız Taru ortaya çıktı. O parçasını seslendirirken bir aşk hikâyesiyle karşı karşıya olduğumuzu anladım. Çünkü zaman her şeyi değiştirebilirdi fakat aşk her daim aynı kıpırtıya ve heyecana sahip olmuştu.

Taru’nun sesinin güzelliği tüylerimizi diken diken diken ederken perde kalktı ve bir sürü yetenekli sanatçı çıktı karşımıza. Her şeyden önce gözüm kostümlere takıldı. Öyle görkemli ve etkileyici tasarlanmışlardı ki anlatamam! Kostüm kreatörü Neslihan Gazal Erten harika bir iş çıkartmış ortaya!

Solo kısımları ne kadar beğensem de koronun uyumuna çok daha fazla hayran kaldım sanırım. Sahne dizaynı ve tasarımı da beni çok etkiledi nedense.

 

Göbeklitepe Operası

Operaya karşı olan tüm önyargılarım bir bir kırılırken balerinlerin ortaya çıkmasıyla etraf bambaşka bir atmosfere büründü. İnsanlar karşılarındaki performansın güzelliğine dalıp gitmiş, dünyanın gerçekliğinden kopmuşlardı.  Özellikle Tan Sağtürk ve Hayriye Mine İzgi’nin solo performansları aklımızı başımızdan aldı.

Diğer baş kahramanımız Avva’nın masum kostümü ve sahnedeki çaresiz çırpınışları kalbimizi titretirken zaman çabucak geçti ve güzel operamız tam da tadında sona erdi.

Alkışlar salonu sarsarken yazacağım incelemeyi düşünüyordum. Hiçbir problem yok muydu? Elbette vardı. Mesela ses arka taraflara yeteri kadar gelmemişti ve ekrandaki yazılar çok zor okunuyordu. Fakat alkışlar eşliğinde sahneye çıkan ve verdikleri onca emekten sonra seyirciye reverans yapan sanatçılara bir bakınca, hiçbir kusurun üstünde durulacak bir yanı olmadığını fark ettim.

Elinize sağlık!

 

Göbeklitepe Opera Konusu

Göbeklitepe Opera Konusu

Operanın kendi sayfasında da geçen konusunu şu şekilde aktaralım biz de sizlere;

İnsanoğlu var olduğundan bu yana aşk hayatın akışını belirleyecek güce sahip olmuştur. Göbeklitepe’nin güzel kadını Avva Tepe Şöleni’nde gördüğü avcıların lideri, güçlü kudretli Agam’dan çok etkilenir, zaten Agam’ı görüp de etkilenmeyen kadın yoktur. Aynı şölende genç bir erkek daha vardır, Agam kadar gösterişli olmasa da onun da kendine has yetenekleri, özel güçleri vardır. Taru adındaki bu genç erkek, hayvanlar üzerinde adeta büyüleyici bir etkiye sahiptir. Taru şölen alanında Avva’yı görür görmez aşık olur, önce bu aşkını açıklama cesareti bulamasa da Bilge Kadın Aba’nın ısrarları ile güzeller güzeli Avva’ya aşkını kendi elleri ile yaptığı bir kolyeyi bir kuşun gagasında göndererek ilan eder… Avva bundan çok etkilenir ve Taru’nun yanına gider. Mutlu aşkı gölgeleyen şey, Agam’ın kısa süre sonra Avva’nın peşine düşerek onları Taru’nun köyünde bulması olmuştur. Öfkesinden adeta çılgına dönen Agam Avva’yı kendi elleri ile boğar, sevdiği kadına ne yaptığını anladığında artık çok geç olmuştur. Agam artan öfkesi ve Avva’nın üzüntüsü ile Taru’nun peşine düşer. Nihayet Taru’yu bulur ve intikamını onun canına kıyarak alır. Taru’nun yılanları Agam’ı sokarak zehirler ve Agam oracıkta can verir. Taru ve Avva bu dünyadaki yolculuklarını tamamlayarak onları bekleyen âlemde buluşurlar, yıldızlar bu buluşmaya şahitlik edercesine Göbeklitepe’yi aydınlatır böylece bir aşk daha ölümsüzleşir…

Göbeklitepe Operası sayfasından daha fazla ayrıntıya ulaşabilirsiniz!