Bauhaus, bir sanat ve tasarım akımı olarak bilinse de yalnız bununla mukayyet bir alan değildir. Sanayi Devrimi sonrası hızlı bir değişim geçiren toplumların yeni hayatları tasarlanırken, Bauhaus da bu tasarımın önemli bir parçası olmuştur. Zannımca Bauhaus, sanat ve tasarımın Sanayi Devrimi’dir. Ülkemizde Cumhuriyet Dönemi modernleşme çalışmalarında ve Köy Enstitülerinin müfredatında dahi bu akımın büyük rol oynadığını söylemek mümkündür. Kendisinden sonra, üretim faaliyetlerinden eğitim sistemine kadar birçok alanda etkisini hala görmekteyiz.

Bauhaus Akımının Ortaya Çıkışı

Birinci Dünya Savaşı öncesinde modernizm, Almanya’da çeşitli alanlarda etkisini göstermeye başlamıştı. Bu etkinin görünür kılınması ise savaştan sonra Alman monarşisinin çökmesi ve baskıların azalmasıyla birlikte olmuştur. Alman mimarisinde bunun karşılığını “Neues Bauen” veya fonksiyonalizm olarak bilinen üslupla görmüştük. Bauhaus’un biçimsel özelliklerini ve fonksiyonellik düşüncesini kazanmasına bu üslubun öncülük ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bauhaus tasarımı

Bununla birlikte I. Dünya Savaşı sonrasında ideal insan, ideal bir dünya düzeni gibi hayallerin çökmesine ve teknolojik, ekonomik, toplumsal değişimlere paralel olarak sanatta yeni arayışlara gidildi. Mimetik ve didaktik sanat anlayışı çoktan önemini yitirmişti ve gerçeği taklit eden bir sanata dönmek istenmiyordu. Bu durumda dışavurumculukla başlayan soyut sanat, kendini yeni bir gerçeklik olarak kurdu. Böylece, Mondrian’ın söylediği gibi, heykele ve resme ihtiyacımız kalmayacaktı ve artık gerçeklik olmuş bir sanatla denge ve uyum içinde yaşıyor olacaktık.

Bu ütopya, meşruiyetini ve zorunlu kaynağını, “sade ve saf” olmasından ve hayata müdahalesinden alıyordu. Bauhaus’un doğduğu yer tam da bu düşünce tarzıydı.

“Bauhaus” kelimesi, Orta Çağ’da katedral inşası sırasında yanına kurulan şantiye kulübesinden geliyormuş. Yalnızca kelimenin kökeni bile Bauhaus’un biçimsel ve düşünsel alt yapısını açıklamak için önemli ipuçları veriyor.

Bauhaus Okulu

1919’da Walter Gropius tarafından Weimar’da kurulan Bauhaus Sanat ve Tasarım Okulu, 1850 yılından itibaren etkisini gösteren bu düşüncenin ilk nüvelerini vermeye başladığı yer olmuş oluyor.

Bauhaus okulunun temel düşüncesi, sanatın toplumsal veçhesinin ve işlevselliğinin sorgulandığı bu dönemde, her sanatçının bir zanaatkâr, her zanaatkârın da bir sanatçı olduğunu hatırlatarak endüstri ve estetiğin birleştirilmesi gerektiğidir.

“Mimarlar, heykeltıraşlar, ressamlar, hepimiz elişine geri dönmeliyiz! Çünkü “meslek olarak sanat” diye bir şey yoktur. Sanatçıyla zanaatçı arasında bir öz farkı yoktur. Sanatçı zanaatçının yükselmişidir.”

 

Bauhaus, postmodern sanatla eş güdümlü olarak evrensel akıl ve seçkinciliğin yerine çoğulculuğu benimsemiştir. Gestalt kuramını hatırlatırcasına farklı alanlardaki zanaatkâr ve sanatçıları bünyesinde birleştirip bütünlükçü bir alan kurarak, farklı parçalardan oluşan bu yapıyı düşüncesinin merkezine almıştır. Kurulan “yapı”, ortaya konan “başkalığın”, “gerçeklik” olarak kabul edildiği yerde durur.

Nitekim Grapius, Bauhaus Manifestosu’ndaki şu ifadeleriyle bunu açıkça ifade eder:

Tüm yaratıcı etkinliğin nihai hedefi yapıdır! Yapıyı süslemek bir zamanlar güzel sanatların en soylu ödevi, güzel sanatlar büyük yapı sanatının ayrılmaz bir bileşeni idi. Bugün bunlar kendi kendine yeten bir tuhaflıktalar ve ancak tekrar bütün işçilerin birbiriyle bilinçli bir işbirliğine girmesi ve beraberce çalışmasıyla kurtarılabilirler. Mimarlar, ressamlar ve heykeltıraşlar yapının çok uzuvlu biçimini bütünü ve parçaları içinde yeniden tanımayı ve kavramayı öğrenmeliler ki yapıtlarını, salon sanatıyla kaybetmiş oldukları mimari tinle yeniden doldurabilsinler.

 

Bauhaus Okulu’nda mimari eğitimin yanına marangozluk, seramik, dokuma, çömlekçilik, fotoğrafçılık, mobilya, tipografi, duvar boyama, vazo tasarımı gibi pek çok farklı alanda atölyeler bulunuyordu. Fakat öğrenciler bu özel alanlara yönelmeden önce, onlara temel konularda giriş dersleri veriliyordu. Bugün dünyada çoğu mimarlık okulunda benimsenen temel tasarım dersi fikri ilk burada oluşmuştu. Rus ressam Wassily Kandinsky, İsviçreli ressam Paul Klee, Alman sanatçı Josef Albers gibi, isimlerine aşina olduğumuz sanatçılar, bu derslere öncülük ediyorlardı. Gestalt psikolojisinin kurucularından Rudolf Arnheim gibi düşünürler de burada ders vermişti. Bu giriş derslerini geçtikten sonra kişi, kendi uzmanlaşma alanına yönlendiriliyordu.

Weimar-bauhaus

Sanayileşme sonrası seri üretim mamullerine alternatif olarak estetik ve fonksiyonel ürünler ortaya koymaya çalışan Bauhaus, bunu bir kuram üzerine inşa ederek temel tasarım uygulamasının kurucusu olmayı başarmıştı. Yeniden üretilebilirlik çağında, sanat ve seri üretim birlikte hareket edebilirdi, etmeliydi. Daha önce de söz ettiğim gibi, bu anlayışta seçkin bir zümre olarak sanatçılar veya seçkin eserler değil çoğulculuk önemliydi. Bu nedenle bir eserin seri üretiminin ve taklitçiliğin bir mahzuru yoktu. Sanat “ürün”lerinin metalaşmasının yolu böylelikle açılmış oldu. Nasılsa Grapius’un pragmatist sanat felsefesine göre, sanatın güzelliğinin ölçüsü o eserin hayata bulunduğu katkıdaydı. Bu işlevselliğin biçime yansıyışı da daha önce Kübizm’den beri süregelen ve Bauhaus döneminde etkin olan De Stijl akımının tarzları gibi; geometrik parçaları, kübik formları, kompozisyonun temel unsurlarını ve temel renkleri kullanarak oldukça “saf” bir gerçeklik ortaya koyarak oldu. Ünlü Bauhaus tasarımlarına birlikte göz atalım:

Ünlü Bauhaus Tasarımları

Marcel Bruer, Wassily sandalyesi (1920’ler)
Marcel Bruer- Wassily sandalyesi, 1920’ler

 

Wilhelm Wagenfeld, Bauhaus Lambası, 1924
Wilhelm Wagenfeld- Bauhaus Lambası, 1924

 

Marianne Brandt - Çaydanlık, 1924
Marianne Brandt – Çaydanlık, 1924